
|
|
 |
Okunma |
|
15 |
Facebookta Paylaş
Kuşku yok ki; meşin ciltli kalın lügatlerin, tozlu ve yıpranmış defterlerin arasında, incecik bir vazonun berraklığına daldırılmış kan rengi tek sap gülün güzelliğine bakarak şiir yazmaya dertlenen şair, gül ile kelam arasına düşmüş demektir. Ve hemen yanı başında olduğu halde şair gülün izini en uzak olduğu yerde, kelamda, sürmektedir.
Yak lügatleri şair! Güle nisbetle kurulmuş olsa da, gülün kelamı gülün yanında nedir ki?
Sadece gül bahçesi iste. Ki ufkun üzerinden uzun bulut kümeleri koşa gelirken kırkikindi yağmurları düşsün onun üzerine. Güle baktığında neye baktığını, ya da güle baktığında neyin sana baktığını neredeyse fark edecek gibi olduğun zamanlarda olsun bu. Yani geçmiş zamanlarda, şimdiki zamanlarda ve gelecek zamanlarda. Yani her zamanlarda. Yani perdeler aralanıp da önce, sonra gerisin geri, kapandığında. Cilve? Olsun. Ona da razı ol. Çünkü söylemek istediğini söylemek üzere yola çıkarken sen, gramer kurallarıyla birlikte mantıki söz dizimini ya da sözün mantıki dizilimini ihlal etmeyi göze alacak kadar cesur ve gözü pek olsan bile, gül bahçesinin kıyılarından geçerken yolun hâlâ kelâmda ısrar edersen netice değişmeyecek.
Acıkmış ve susamış olmalısın ve tepeden tırnağa tere batmışsın. Güneşin neden her gün doğduğuna ve her akşam battığına, üstelik neden her gün doğudan doğup her akşam batıdan battığına dair de meraktasın. Dünyanın yuvarlak olduğu ve kendi etrafında döndüğü hususunda da kuşkuların vardır zahir. Çünkü o kadar kendin ve o kadar yalnızsın…
GüNüN öZü
Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır!..

|