|
Namus Kavramı Kadınlara Hasmı?? |
|
|
 |
Okunma |
|
506 |
Facebookta Paylaş Namus, sadece kadın tarafına yüklenmesi gereken bir husus değildir. İffetli ve namuslu yaşamak, kadın-erkek her insanda bulunması gereken üstün manevî bir özellik, ahlakî bir güzelliktir. Evli erkek ve kadın, birbirleri üzerine örtü olmuş bireylerdir ve birbirlerinin namusunu koruma ve gözetmede ortaktırlar.
Kur’anı Kerim’de bu husus şöyle ifade edilmektedir. “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, (yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, ziynet (yer)lerini göstermesinler.” (Nur; 30-31)
Ayeti kerimede belirtildiği gibi Cenabı Hak, hem erkeklerin hem de kadınların namuslu olmalarını emretmektedir. Ne yazık ki ülkemizde, erkeklerin eşlerini aldatması normal kabul edilebilmektedir. “Erkektir, elinin kiridir, yapar ama döneceği yer yine evidir” düşüncesi ve söylemi, hem çok çirkindir hem de kesinlikle İslam’la bağdaşmaz.
Ailede, sadakat sadece kadından beklenmemeli, erkek de hanımına karşı sadakat duygusu içinde olmalıdır. Günümüzde erkeklerin gayrimeşru işlere girmesi övünülecek bir husus olarak benimsenirken, kadının gayri meşru hareketlerinin cezası, ölüm olarak telakki edilmektedir.
Şu iyi bilinmelidir ki; İslam’da kadın ve erkek, haram ve helal konusunda sorumluluk açısından birdir. İslam’a göre zina cezası, erkek ve kadın için aynıdır. Yine, zina yapan erkekle zina yapan kadının kazanacağı günah da aynıdır. Erkekler eğer hanımlarından sadakat bekliyorlarsa kendilerinin de bu konuda sadakat göstermeleri gerekir.
Sevgili Peygamberimizin (sallallahu aleyhi vesellem) şu uyarısını erkeklerin iyi anlaması gerekir: “Başkalarının hanımlarına iffetli davranın ki sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.” (Hakim, Müstedrek, 4/154.)
Bu hadisi şerifin manasına uygun, şu hikâyeciğe yer vermeyi faydalı görüyoruz. Bir şehirde namuslu bir aile varmış. Koca kuyumcu, kadın ise ev hanımıymış. Bir gün kadın her gün süt getiren erkek satıcıdan süt almak için kapı aralığından tenceresini uzatmış. Ama sütçü önceden yapmadığı bir şeyi yapmış. O gün kadının elini şehvetle tutuvermiş. Kadın tencereyi hemen bırakıvermiş. Sütçünün yaptığına çok üzülmüş. Kocası evine geldiği zaman ağlayarak, söyle bugün ne yaptın ki benim başıma şöyle bir iş geldi” diyerek olanı anlatmış.
Bunun üzerine adam şöyle bir itirafta bulunmuş: “Evet, hanım özür dilerim. Bugün hiç yapmadığım bir işi yaptım ve bilezik almak isteyen bir kadın, takamıyorum bana yardım et, deyince, bileziği koluna takarken, bunu sanki zor oluyormuş gibi geciktirerek yaptım ki, kolu bir iki saniye daha çok elimde kalsın, diye düşündüm. İşte senin başına gelenin sebebi budur. ZİNA`YA GÖTÜREN ŞEYLERDEN KAÇININ!
İslam, zinayı yasakladığı gibi insanları zinaya sürükleyebilecek şeyleri de yasaklamıştır. Merak eden, bakmak isteyecek, bakan; sonra onu tutmak isteyecektir. Tutsa bu kez de sahip olmak isteyecektir. Çünkü şehvetin mayasında bu vardır. Sonra zina vuku bulacaktır. Zina ise yasaklanmıştır. Bir şey yasaksa ona götüren her şey de yasaktır.
Cinslerin serbestçe karışımını önlemek, kadınların süsleri ve makyajlarıyla yabancı erkeklere görünmesinin önüne set çekmek, erkeklerle kadınları uzun süre bekâr kalmamaya teşvik etmekten başka; toplumun bir başka deyişle halkın gözlerini, dillerini, kulaklarını, kalplerini herhangi bir çirkeflikten kurtarmak, ancak İslâm’ın edep anlayışının hâkim olmasıyla mümkündür.
İnsanın, organlarını zinaya götürecek hareketlerden koruması gerekir. Organların zinası olabileceğini Peygamberimizin şu hadisinden öğrenmekteyiz: “Hiç şüphe yok ki, Âdemoğluna zinadan nasibini yazmıştır. Buna kesinlikle erişecektir. Gözlerin zinası bakmak, dilin zinası da konuşmaktır. Nefis temenni eder ve şehvetlenir. Ferç (avret mahalli) de ya bunu tasdik eder ve (yahut da) yalanlar.” (Buhari, İstizan 12)
|
Yorumlar |

|
|