|
|
 |
Okunma |
|
565 |
Facebookta Paylaş
BÜYÜK KÜÇÜK BÜTÜN İNSANLARA BÜYÜK BİR GERÇEKTEN HABER VEREN CÜMLE:
"Canım sıkılıyor!"
Yediden yetmişe her birimize "Canım sıkılıyor!" cümlesi oldukça tanıdıktır. İnsanoğlu can sıkıntısından kurtulmak için neler yapmaz ki?!
"Neden sıkılıyorsun?" diye sorulduğunda hatta "Neden sıkılıyorum?" diye kendi kendimize sorduğumuzda birçok kez cevabını bulamayız. İnsanın sebebini açıklayamadığı belki de sebepsiz zannettiği bu ruh daralmaları aslında hiç de sebepsiz değil. Can sıkıntılarının en önemli sebebi bir
hakîkat arayan ruhun hakîkat arayışının göz ardı edilmesidir. İnsanoğlu sadece gözüyle gördüğü şeylerle yani maddeyle çok meşgul olduğundandır ki; ruhundaki bu arayışın farkına varmaz.
Farkına varsa da ruhunun seslenişini bir şekilde bastırmaya, duymamaya çalışır. Hakîkat arayışının göz ardı edilmesi neticesinde ise ruh sesini can sıkıntıları ile (ki; bu ileride bunalımlara dönüşecektir) duyurmaya çalışır.
Ruhlarımızın aradığı en büyük hakîkat ise; Allah'tır.
Fakat insanoğlu kaçar. En büyük hakîkatten yani Allah'ından kaçar. Oysa insanın yaşanması zor zannederek kaçtığı tek bir Allah inancı, yaratıcısını tanıması ve Rabbinin isteklerini yapması bütün bunalımlarını ortadan kaldıracak en kolay ve bir tek yoldur. Allah'a kulluk etmek insanın nefsine külfet görünüyor. Fakat günde beş vakit ibâdet külfetinden kaçan insan cahilliği ile sinek ısırmalarından kaçıp yılanların ısırmasına yakalanıyor. Çünkü kulluk gıdasından mahrum bırakılan bir ruh bunalımlarla dünyada perişan olurken ahiret saadetinden de mahrum kalıyor.
ALLAH'A İNANANLARIN NEDEN CANI SIKILIR?
İslâm'a yeni girmiş insanlarda bir coşku hali gözlemleriz. Onlara fevkalade bir huzurla sevinç gözyaşları döktüren sebep ruhun hasretle beklediğine kavuşma hissidir. Ruh aradığını bulmuş ve Rabbine kavuşmuştur.
Yüz binlerle tecrübe edilmiş bir hakîkattir ki şehadet iman lezzetiyle harika bir huzur kazandırır.
İmanı olduğu halde ruhsal sıkıntılara düşülmesindeki en mühim sebep ise iman edilen zatın tanınmayışıdır. Ruhlarımız Allaha iman ve ibâdet için yaratıldıkları gibi Allah'ı tanımaya da bir o kadar müştak ve muhtaçtırlar. Sebepler perdesini aşıp Allah'ın her an bizimle olduğunu hissedebilmek için Allah'ı tanımak gerekir. Şah damarımızdan daha yakın olan Allah (cc) ile birliktelikten gelen lezzeti yakalayabilmek elbette Marifetullahsız olamaz. Hem insan tanımadığı bir zâtı sevemediği gibi itaat de edemez.
Evet insan iman ettiği zâtı tanımalı. Tanıdıkça sevecek, sevdikçe de ondan gelene râzı olacaktır.
Meseâ: Musibeti musibet yapan Allah'tan geldiğini düşünmemek değil midir!? Yani musibet acısını çekilebilir kılan musibet anında Allah'ı tefekkür edebilmektir. Ancak Allah'ını tanıyan bir kul gelen musibetlerin Rabbinden geldiğini düşünebilir. Allah'ın insana çekemeyeceği yükü yüklemeyeceğini söz verdiğini, bütün annelerden daha şefkatli oluşunu, hiç abes iş yapmadığını biliyorsak şayet "kahrında hoş, lütfun da hoş"mısralarındaki hakîkat ortaya çıkacak kederler ve sıkıntılar lezzete dönecektir. Allah'ımızı tanıdığımızda her an tüm düşünce ve hislerimizle O'na (cc) yönelecek ve artık bize düşen iki dünya saadetinden başkası olmayacaktır. İman, marifetullah ve muhabbetullahı elde etmiş insanlar da zaman zaman içlerinde huzursuzluk değil fakat bir boşluk hissederler. Bu da bir kudsi hadiste buyrulduğuna göre ruhun Allah'ın cemalini özlemesidir.
Ya Rabb! İçimizdeki can sıkıntılarımızın sebebi olan boşluğa sana olan imanı yerleştir, marifetin ile doldur, muhabbetin ile tamamla. Ve bizlere dünyada ibâdet lezzetini nasip ettiğin gibi cennette ru'yet-i cemâline kavuşmak lezzetiyle kendinden geçen kullarından olmayı ihsan et..
Amin
|