Kalbin Emâneti



Elimizi kalbimize koyalım..


Dinleyelim onu..


Seslerini dinleyelim..


Ve şimdi ona hiç korkmadan -dur- diyelim..


"Dur! - Ey kalbim! Dur"



Kalbimize "dur" dediğimiz halde neden durmuyor?


Emrimize neden amade olmuyor?


Hâlbuki kalp bizim bedenimizin içinde değil mi?


Taşıdığımız ve istediğimiz gibi hareket ettirdiğimiz o bedenimiz..


Eğer bizi dinlemiyorsa hiç bize ait olabilir mi?


Bedenimize -acıkma, susama, yorulma-



veya ruhumuza -üzülme, acı çekme, dert etme- desek onlarda bizi dinlemeyecektir.


Bizler kalbimize, bedenimize ve ruhumuza hükmedememeyiz.


Onlar bize bir emânet.


Öyle bir emânet ki..


Vakti geldiğinde o çok güvendiğimiz kalbimiz ve bedenimiz


bizden ayrılacak, gerçek sahibine ulaşacak..


Ancak O, kalbimize "dur" derse durur..


Çünkü O "ol" der oluverir..


Çünkü mutlak sahibi O..


O halde bu gam neden?


Bu üzüntü, bu keder neden..


Eğer emânetse taşıdığımız herşey,


bu telaş, bu endişe neden?..


Rahmet Kelâmıyla buyuran O değil mi?


"O sabredenleri ki onlar, bir musîbete uğradılar mı,


«Biz 'a aidiz ve sonunda O'na döndürüleceğiz» derler."


Bakara; 156


Ey Kalbim! Sen emânetsin. 'a emânetsin