..wWw.isLami-SoHBeT.Gen.TR... Türkiye'nin 1 numaraLı onLine  isLami SoHBeT portaLına hoşgeLdiniZ..

Menü

   Ana Sayfa
   isLami Sohbet
  Dantel Örgü - El işleri
  Dini Hikayeler
  Dualar
  duygusal resimli sözler
  En GüzeL Dini Sözler
  Evliyalar
  Ezan DinLe
  Facebook Duvar Yazıları
  FiLisTin-Gazze
  Fıkralar
  Güzel Sözler
  iLahi kLipLeri
  iLahi SözLeri
  iLahiLeR - EzGiLeR
  IRC Komutları
  islamda çocuk
  islamda evlilik
  isLami BiLgiLer
  isLami FiLmLer
  isLami Rüya tabirleri
  isLami Sohbet Odalari
  islami Video
  islami şiirler
  Kadın Giyim Takı Moda
  Kuran DinLe
  Kutsal Geceler
  Mahrem Konular
  Namaz
  Resimli Dini Sozler
  Serbest kürsü
  Sesli Türkçe Meal
  Sohbet Kuralları
  Yemek tarifleri
  İletişim
 

sitemap

 islamda bedduanın yeri

islamda bedduanın yeri islami - islami sohbet odaları - din - islami hikayeler - islami resimler - en iyi islami sohbet - Dini sohbetler  

Okunma

2123
islami sohbet
Cevap: Beddua kelimesi Farsça “kötü” anlamına gelen bed ile Arapça “isteme dileme” anlamına gelen dua sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Bir kimsenin kendisi veya başkası hakkında “Allah kahretsin Allah ona lânet etsin belâsını versin!” gibi sözlerle kötü dilekte bulunmaktır. Böyle kötü bir temennide bulunmak hoş karşılanmasa da zulüm ve haksızlıkla karşılaşan kimsenin bundan bir sorumluğunun bulunmayacağını bildiren bazı âyet ve hadisler vardır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Allah -zulme maruz kalınmadıkça-çirkin sözün açık söylenmesini sevmez.”
İbn Abbas yukarıdaki âyet için şöyle demiştir: “Allah bir kimsenin başkası aleyhine beddua etmesini sevmez. Ancak zulme uğrayan müstesnadır. Çünkü ona bu âyetle beddua etmesi konusunda ruhsat verilmiştir. Ancak bununla birlikte sabretmesi kendisi için daha hayırlıdır.”
Hz. Peygamber (s.a.v)’in Müslümanlara işkence etmek İslâm dinine baskı ve şiddet uygulamak isteyen kimi müşriklere beddua ettiğine dair örnekler vardır. Nitekim müşriklerin önde gelenlerinden yedi kişi hakkında yaptığı beddua kabul edilmiş ve bu kişilerin hepsi Bedir Savaşı sırasında öldürülmüşlerdi.
Hicretin 4. yılında Necid bölgesine irşad için gönderilen 70 kadar sahâbenin şehid edildiğini Cebrail (a.s)’den öğrenen Allah’ın elçisi ertesi sabah namazının ikinci rekâtının rukûundan doğrulunca şöyle beddua etmişti: “Allah’ım! Mudar kabilelerini sana havale ediyorum. Onları perişan et! Onların yıllarını Yusuf Peygamber’in kıtlık yılları gibi yap başlarına darlık getir.” Bu beddua okuma beş vakit namazlarda bir ay süreyle devam etmişti. Ancak daha sonra Hz. Peygamber Cebrail (a.s)’in uyarısı üzerine bedduayı bırakmıştır.
Özellikle mazlumun bedduasından sakınmak gerekir. Nitekim Allah’ın elçisi Muaz İbn Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken bazı görevlerini sıralamış arkasından da “Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” buyurarak zulüm ve haksızlık konusunda onu uyarmıştır.
Ana-babanın çocukları ile ilgili yapacağı duanın kabul edileceği konusunda en yaygın hadis Ebû Hüreyre’den rivayet edilmiştir. Bu hadiste şöyle buyurulur: “Üç duanın kabul edileceğinde şek ve şüphe yoktur: Bunlar; mazlumun duası yolcunun duası ve babanın çocuğu için yapacağı dua.” Burada “vâlid” anneyi de içine alır. Çünkü Tirmizî bab başlığını “Ana-babanın duası hakkında gelen rivayetler” şeklinde koymuştur. Diğer yandan bazı rivayetlerde yalnız “da’vetü’l-vâlid (babanın duası)” denilirken bazılarında yukarıdaki hadisteki gibi “da’vetü’l-vâlid li veledihi (babanın oğlu için duası)” şeklinde Ahmed İbn Hanbel’de ise üç yerde “da’vetü’l-vâlidi alâ veledihi (babanın çocuğu aleyhine duası yani beddua etmesi)” şeklinde ifade edilmiştir.
Sonuç olarak hadis ana babanın çocukları lehine yapacağı duayı ifade ettiği gibi yapacakları bedduayı da kapsayacak şekilde nakledilmiştir. Diğer yandan bedduanın tutması ve sonucunun ortaya çıkması için beddua edenin önemli bir haksızlığa uğraması da gerekir. Üstelik haksızlığa uğrama durumunda bile sabredip haksızlık yapanı bağışlama İslâm’ın tavsiye ettiği bir ahlaktır. Âyette “Kim sabreder ve bağışlarsa işte bu büyüklere yaraşır üstün bir davranıştır.” buyurulur.
Özellikle tasavvuf ilminde bedduanın tasavvufî ahlâkla bağdaşmadığı belirtilir. Nitekim İmam Gazalî tevekkül ehlinin uyması gereken kurallardan söz ederken malı çalınan kimsenin bile hırsıza beddua etmekten kaçınması gerektiğini haksızlık yapana beddua etmek yerine ona acımanın ve ıslahı için Allah’a dua etmenin edebe daha uygun olduğunu belirtmiştir

“Belediyenin iznini aşarak apartmana fazla kat yaptırmanın hükmü nedir?”
Bir kimsenin kendine ait gayrimenkul üzerinde bir sınırlama getirilmediği takdirde yerin altına ve göğe kadar üst kısmına tasarrufta bulunma hakkı vardır. Ancak “maslahat delili”ne göre toplum yararına devlet yönetiminin toplu yaşanan yerlerde bir takım düzenleme yapma hakkı da vardır. Kişinin tasarrufu da bu ölçüye göre şekillenir. Aksi halde toplumun bu kuralına uymamak yüzünden çıkabilecek zarara katlanmak zorunda kalır. İki kat fazlalık arkadaki meskenlerin manzarasını kapatmak hava sirkülasyonunu önlemek gibi etkileri yanında temel kolonları iki kata planmış ve dört kat çıkılmışsa depremde karşılaşılabilecek risklerde bunu yapan inşaat sahibinin sorumluğu ortaya çıkabilir. Kısaca bu gibi kural dışına çıkmalar kerahetten hali olmaz. Başkalarına kötü örnek olma yanında onların bedduasını almaya da sebep olabilir. Bu yüzden bu gibi tasarruflardan kaçınmak gerekir.

“Bir kimse haramdan kazandığı servet için ne yapmalıdır? Böyle bir malı helale harcayabilir mi?”
Gasp hırsızlık ve kumar gibi bir yolla elde edilen servetin hak sahiplerine geri verilmesi asıldır. Ancak hak sahipleri ortada yoksa veya bulunamıyorsa onlar adına fakirlere tasadduk edilmesi gerekir. Böyle bir malın yol köprü okul yapımı gibi helal bir yere harcanması sahibi belli olmadığı zaman düşünülecek bir durumdur.
Ancak haramdan kazanılan bir malı mescid yapımı mescid halısı gibi yerlerde kullanmamalı hac yolculuğunda sarf etmemelidir.
Diğer yandan haram yolla elde edilen serveti uzun yıllar işleterek arttıran kimse malvarlığını temiz ve nezih hale getirmeğe karar verirse bu yıllar içinde kendi emeğini bilirkişiye hesaplatıp alma hakkı bulunur. Servetin helal ve haram kısmı dikkatlice hesaplandıktan sonra kendi hakkı olabilen bölümü alarak kalanını biliniyorsa hak sahiplerine vermelidir. Bunlar bilinmiyor veya bulunamıyorsa tercihen yoksul olan işçilerine bırakabilir. Cenab-ı Hakk’ın böyle bir azmin içine giren kararlı kimseye ahiret bereketi yanında dünya bereketi nasip ederek kısa zamanda helalinden daha çok servet vermesi beklenir.

“Radyo televizyon veya kasetten dinlemek yoluyla hatim olur mu?”
Kur’an-ı Kerim’i namazda okuyacak kadar öğrenmek her mü’mine farzdır. Çünkü namazda Kur’an’dan kısa üç âyet veya uzunca bir âyet okumak namazın geçerli olması için şarttır. Âyette “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyunuz.” buyurulmuştur. Bu âyet namazda kıraatle ilgili olarak inmiştir. Kur’an’ı namaz dışında okumak ve anlamaya çalışmak ise sünnet veya müstehap olarak bir feyiz bereket ve ecir kaynağıdır. Onu baştan sona okumaya veya dinlemeye ise hatm-i şerif denir. Hatm-i şerif bizzat okuma veya başkasının okuduğunu dinleme yoluyla olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) Medine döneminin son yılında Kur’an-ı Kerim’in tamamını Cebrail (a.s) ile karşılıklı olarak okumuş bir de Allah’ın elçisi onu ashab-ı kirama bütün olarak okumuştur. Sahâbeler Kur’an’ı önlerinde yazılı metin olmaksızın dinlemişlerdir. Kur’an’ı hem okuyanın hem de dinleyenin lafız ve harf başına ecir kazanacağını bildiren hadisler vardır. Bu dinleme bizzat okuyan kişiden olursa belki en güzeli gerçekleşir. Ama araya giren münâdî yerindeki iletişim araçlarından dinlemekle de hatm-i şerif gerçekleşmiş olur.
Ancak Allah’ın elçisi döneminde Kur’an-ı Kerim içindeki hükümleri kıssaları ibretli olayları dinleyip öğrenmek ve ibret almak için okunurdu. Bu yüzden günümüzde Kur’an’ı Kerim’in aslını dinlerken manasını da ya o anda izlemeli ya da ilk fırsatta bir meal veya tefsirden dinlenen yerlerin manasını okuyarak bilgi sahibi olunmalıdır. Çünkü Kur’an’ın aslı mucize olduğu gibi manası da mucizedir. Mana eksik kalırsa mucizelik yönü ve ecri de eksik kalır.
Cenab-ı Hakk’ın bizlere aile arasında ve toplum içinde adaletli olmayı her hak sahibine hakkını vermeyi nasip etmesini temenni ederiz.

 



  Yorumlar

 
Nihat Hatipoğlu Sahur Özel 22 Ağustos 2010 sohbeti izle 2. Bölüm


islami sohbet mIRC Unban - invate


Hayırlı eş ALLAH'ın kuluna özel bir ikramıdır...Hayırsız eş ise dünyanın en ağır İMTİHANıdır.....


Bayan Süet Çizmeler 2011 trendinde


Kibir’in yuvalanmadığı gönüllerde yer bulabilmek kolaydır.


mircte sohbetsila


mircte Seni seviyorum


mircte İstediğim tek şey


mircte Kadın


Mircte Unutkan


isLami sohbet,in mircte sohbet web sayfasına hoş geldiniz.mircte Sohbet ile en güzel dostluklar sizleri bekliyor. Seviyeli Sohbet etmesini bilene kapımız her daim açıktır dini sohbet islami sohbet islami chat

Copyright © 2009 © 2015 Tüm Hakları Saklıdır mircte.org

Desing By eFe