
Gaflet sahralarında bunalan yüreklerimiz bir büyük rahmet esintisiyle, gül yüzlü bir baharın muştusuyla serinlemeyi intizar etmekte… İçimize hapsettiğimiz öfkenin amansız yakıcılığı rahmet esintisi gözlemekte…
Münkeratı pek cesim, girdapları pek derin bir dünya hayatında, günah ve haramların feveran ettiği bir ortamda, kan emicilerin musallat olduğu bir zamanda karanlık yanlarımız bir şuâ, bir ışık hüzmesi beklemekte…
Çağdaş Ebreheler hakim oldu yeniden.
Zulüm alevleri yükselir İslam coğrafyasından.
Yürek dağlayıcı ağıtlar duyulur her bir yandan.
Cevr ateşinin katran dumanı Mü’min gözleri yakarken,
Şehla bakışlar Rabbani nuru aramakta…
Ve bu arayışta; müminler Rabbe hicret eder, O’na sığınır ve O’na yönelir. “Nereye hicret edilmeli?” sorusuna verilecek ilk cevap “Allah’a” olmalıdır. Ve bunun da ilk önce niyette yer etmesi gerekir: “Ameller ancak niyetlere göredir ve herkesin eline geçecek olan da niyetidir. Kimin hicreti Allah’a ve Resulüne ise, onun hicreti gerçekten Allah’a ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği dünya veya nikah edeceği bir kadın içinse, onun hicreti de onadır.” 1
HİCRET ALLAH’A KAÇIŞTIR
Hicret; isyan ile teslimiyeti, korku ile umudu yaşamanın adıdır.
Bir tarafı hicran, bir tarafı vuslat…
Bir tarafı acı, bir tarafı tatlı…
Hicret, mekân değişikliğinden öte; arzu edilene yakınlaşmadır, Sera’dan Süreyya’ya tırmanıştır. Bir sığınış ve kaçıştır; küfürden imana, şeytandan Rahman’a günahtan sevaba…
Hicret, ilahi sıfatlar mabeyninde bir “seyr-i süluk”tur; Kahhar’dan Rahim’e, gazaptan rahmete…
Bir ilticadır; kötü mekanlardan Allah evlerine, kötü arkadaşlardan Allah dostlarına…
Hicret, “İlahi yardım ne zaman?” haletinde “Allah bana yeter” sırrına ermektir.
Hicret; Hz. Nuh (as)’un gemi ile yeni bir hayat yolculuğudur. Tufan; tuğyan edenler için bir felaket, iman edenler için bir kurtuluştur.
Hicret; Hz. Yusuf (as)’un vezirin hanımının çirkin teklifine karşı Rabbinin rızasını tercih etmesidir. “Rabbim! Zindan bana bunların beni kendisine davet ettikleri şeyden daha sevimlidir.”2 demesidir.
Hicret; İbrahim Halillullah (as)’ın putları kırmasıdır. Onlardan yüz çevirip: “Ben, Rabbime doğru yürüyen bir muhacirim.”3 demesidir.
Hicret; Musa Kelimullah (as)’ın, Firavun ve ordusunun yetişmesi anında: “Şüphesiz ki, Rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir”4 deyip asasıyla denizi ikiye yarmasıdır.
İsa Ruhullah (as)’ın, “Allah’a giden yolda bana kim yardımcı olur?”5 sorusu aslında: “Hicretin çileli/zorlu yolunda bana kim yol arkadaşı olur?” isteğidir.
Hicret; Muhammed Habibullah (sav)’ın İsra yolculuğudur. Sidretü’l Münteha’da, kab-ı kevseyn mesafesi kadar Rabbine yaklaşmasıdır.
HEPİMİZ KABRİSTANA YOLCUYUZ
İster farkında olalım, ister olmayalım; hepimiz kabristan şehrine yolcuyuz. Bir münadi çıksa; “Bu gidiş nereye?” diye sual etse… veya “Ey mücrimler! Şöyle bir ayrılın!” diye gaipten bir nida gelse… ve bunun ardından: “Bize ne oluyor?” diye yürüyüşünü sorguya çeken çıksa; yürüyüş farklılaşacak… Yürüyüş, “cennet yürüyüşü”ne dönüşecek.
Her yolcu, amacı olan kişidir ve her yola azıkla çıkılır. Mü’minin ilk kurtarıcı azığı “Lâ ilahe illallah” mührüdür.
Kötülüklerden uzaklaşıp temiz ahlakı kuşanan, secde izleri ve secde mekanları ile arkadaş olan, birbirlerini Allah için seven ve Allah’ı zikrederek gözyaşı döken Mü’minler, yolculuklarına gönül huzuruyla devam ederler.
YOL İKİ, VARIŞ MENZİLİ İKİ
Hasıl-ı Kelam: Yol iki, varış menzili iki.
Kimileri cehenneme yol almışken, kimileri cennete koşar.
Neticede iki varış yaşanır:
Biri ; ateş ve siccin.
Diğeri; bostan-ı cinan ve iliyyin…
Bunlar, hicretin son durakları…
Hayırlı durağa varmak için Rabbimize hicret edip tazarruda bulunuyoruz.
Ve diyoruz ki:
Rabbimiz! Cennete giden yolda, bizi hevalarımızın hakimiyetine bırakma!
Divanında el pençe durup “Müminin miracı”nı hakkıyla yaşat bize!
Temizle yüreğimizi, arındır benliğimizi!
“Hasbunalalh ve ni’mel vekil” zikrini öğret dilimize!
En havasız zindanları bile Yusufi mekanlara çevir!
Ateşlenen kalbimizi Kur’an’ın serin ayetlerine bırak!
Ve…
Esaret zincirlerinin paramparça olacağı,
Prangaların kum zerrecikleri gibi saçılacağı,
Bileklerin kelepçelerden azade olacağı
Mukadder bir günde
Hicranlar vuslata, hüzünler tebessüme bulansın.
Ve dolup taşsın artık mescidler!
Hicret etsin arş-ı âla’ya dualar, şükürler!
1 Buhari-Müslim
2 Yusuf: 33
3 Ankebut: 26
4 Şuarâ: 62
5 Saff: 14
Hasan Kutulman (inzar Dergisi 32. Sayı)